Öşürde fıstık tarlası sahibi mi, yoksa o tarladaki fıstıkları kiralayan mı öşür verecek?
Cevap
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Çardaklı ve çardaksız bağları inşa eden Allah’tır. Tatları çeşitli ekin ve hurmaları, zeytin ve narı birbirine benzer ve benzemez şekilde yaratan O’dur. Ürün verdiği zaman ürününden yiyin, hasat edildiği gün hakkını verin; israf etmeyin, çünkü Allah müsrifleri sevmez.” (En’âm 6/141)
Hasadı alan, kiracı olduğu için öşrü verecek olan da odur. Hanefi mezhebinde fetva verilen görüş budur. Diğer üç mezhep de aynı görüştedir.
Kredi, faizli borç demektir. Faiz ise dinimizin en büyük yasaklarından biridir. İbadet niyeti ile de olsa hiçbir şekilde bir Müslümanın bankadan kredi çekerek kurban kesmesi caiz olmaz. Fakat kredi kartı ile kurban kesilmesi farklı bir şeydir. Kredi kartı ile kurban alımında bir sakınca olmaz. Yeter ki borç son ödeme tarihinden sonraya bırakılıp faize bulaşılmasın. Kurban gibi bir ibadete kesinlikle faizi karıştırmamak gerekir.
Emekliliği geçtiği halde ve ihtiyacı da olmadığı halde çalışmaya devam eden kişinin aldığı maaş haram olur mu?
Cevap
İslam dini çalışmayı her zaman teşvik etmiş bir dindir. Emeklilik kavramı ise çağdaş bir kavramdır. Kişi emekli olduğu zaman çalışmayı bırakmak zorunda değildir. Çalıştığı zaman alacağı maaş da emeğinin karşılığı olduğu müddetçe helaldir.
Ben 19 yaşında üniversite öğrencisiyim, sık yıkandığım için hastalandım ve en azından bir kaç gün suya giremem. Ama cünüp oldum bu arada. Acaba iyileşene kadar cünüp kalsam günaha girer miyim? Aksi halde hastalanıp okulumdan geri kalmaktan korkuyorum.
Cevap
Siz sık yıkanmaktan değil de yıkandıktan sonra gerekli önlemleri almadığınızdan dolayı hastalanıyor olabilirsiniz. Bu konuda dikkatli olun.
Bir Müslüman en fazla bir namaz vakti müddetince cünüp olarak kalabilir. Bundan daha fazla cünüp durmak caiz değildir.
Fakat yıkandığınız takdirde sağlınız bozuluyorsa o zaman teyemmüm edebilirsiniz. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Müminler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın. Başınıza mesh edin ayaklarınızı da topuklarınıza kadar. Eğer cünüpseniz yıkanın. Hasta veya yolcu olur veya sizden biri ayakyolundan gelir yahut kadınlara temas etmiş olur da su bulamazsanız temiz toprağa teyemmüm edin; onunla yüzünüzü ve ellerinizi mesh edin. Allah, sizi sıkıntıya sokmak istemez. Onun isteği sizi arındırmak ve size olan nimetini tamamlamaktır. Belki şükredesiniz.” (Mâide 5/6)
Vade farkı koyarak bir malı peşin fiyatından fazla bir fiyata almak veya satmak caiz midir?
Cevap
Bir malı peşin fiyatına nispetle farklı bir fiyat ile vadeli olarak satmak caizdir. Bu konuda mezhepler arasında bir ihtilaf yoktur.
Birçokları böyle bir muamelede faiz tahakkuk ettiğini zannetmektedirler. Hâlbuki burada paranın malla değişimi söz konusudur. İslam hukukuna göre böyle bir muamelede faiz meydana gelmez. Mesela bir malı peşin 1.000 liradan ve veresiye 2.000 liradan almak veya satmak caizdir. Peşin ile veresiye arasındaki fark faiz değildir. (Kemaleddin b. Hümam, Fethü’l-Kadîr,V/218, Bulak 1316.)
Veresiye alış verişlerde akit yapılırken satışa konu olan mal, ödenecek fiyat ve ödeme zamanı belli olmalıdır. Bu üç şart yerine geldikten sonra peşin ve veresiye fiyatların farklı olması önemli değildir. (Şemsüddin es-Serahsî, el-Mebsût, XIII/8, Bab’ül-büyû’il-faside, Şafiî mezhebinden Tuhfet’ül-Muhtâc bi Şerhi’l-Minhâc, II/37, Bab’ül-Büyû’il-Menhiyyi anha vemâ yetbeuha.)
Allah, anne-babanın hataları yüzünden evlatlara ceza verir mi? Ebeveyninin hatalarını engellemek mümkün değil ise evlat ne yapmalı?
Cevap
Dinimizde suçun şahsiliği prensibi esastır. Buna göre Allah’ın yasakladığı bir eylemi işleyen kişi, günah kazanır ve bu günahı bir başkasını bağlamaz. Yani hiç kimse başkasının hatasından ve günahından sorumlu değildir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Yoksa o Mûsâ’nın ve o çok vefalı İbrâhim’in sahifelerinde bulunan şu kesin gerçekler hakkında bilgi edinmedi mi ki: Hiçbir kimse başkasının günah yükünü çekemez. İnsan, emek ve gayretinin neticesinden başka şey elde edemez. Bu gayretinin semeresi de ileride ortaya çıkacaktır. Emeğinin karşılığı kendisine tam tamına ödenecektir. Elbette son durak, Rabbinin huzuru olacaktır. O’dur güldüren ve ağlatan; O’dur öldüren ve yaşatan.” (Necm, 53/36-44)
“Kim yola gelirse kendi yararına gelir, kim de yoldan çıkarsa kendi zararına çıkar. Kimse kimsenin yükünü çekmez. Biz elçi göndermeden azap etmeyiz.” (İsrâ, 17/15)
Dolayısıyla anne ve babanızın hatalarından siz sorumlu olmazsınız. Fakat elinizden geldiğince onları güzellikle uyarmalı ve mümkün mertebe hatalarını engellemeye çalışmalısınız. Gücünüzün yetmediğinden ise sorumlu tutulmayacaksınız. Allah Teala şöyle buyurmuştur:
Kravat takmanın bir sakıncası var mıdır? Yahudi ve Hıristiyanlara benzememe yasağı çerçevesinde açıklar mısınız?
Cevap
Peygamberimizin hadislerinde yer alan “Yahudi ve Hıristiyanlara benzemeyin” ifadesi giyim kuşamda değil, dini uygulamalardadır.
Kur’an’da ve sünnette erkek ve kadın Müslümanlar için bir kıyafet tipi belirlenmemiştir. Her Müslüman kendi yaşadığı çevrenin örfüne göre giyinir. Yeter ki bu kıyafetler avret yerlerini örtsün ve ince olup altını göstermesin. Papaz kıyafeti veya haham kıyafeti gibi simge olmuş kıyafetleri giymek caiz değildir. Çünkü o kıyafetleri giyenler onlara benzemek istediklerini göstermiş olurlar. Fakat kravat, ceket ve pantolon gibi giysiler bir dinin sembolü olan giysiler değildir. Dolayısıyla kravat takmanın bir sakıncası yoktur.
Peygamberimiz, hiç hırsızlık yapanların ellerini kesmiş veya kesilmesini emretmiş midir?
Cevap
Hırsızlık yapanların ellerinin kesilmesi gerektiğine dair ayet şöyledir:
“Erkek hırsız ile kadın hırsızın ellerini kesin ki kazandıklarına karşılık bir ceza, Allah tarafından bir caydırma olsun. Allah güçlüdür, doğru karar verir.” (Maide, 5/38).
Hadis kitaplarında Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin, yukarıdaki ayetin emri gereğince, o dönemde hırsızlık yapanların ellerini kestiği veya kestirdiği rivayet edilmektedir. Bu rivayetlerden ikisi şöyledir:
Âişe radıyallahu anhâ şöyle demiştir:
“Resulullah sallallahu aleyhi ve selem, çeyrek altında ve daha fazlasında hırsızın elini keserdi.”
“Hırsızın eli ancak çeyrek altında ve daha fazlasında kesilir.” (Müslim, Hudûd, 1 (1684). Ayrıca bkz: Buhari, Hudûd, 14; Ebû Dâvûd, Hudûd, 12; Tirmizî, Hudûd, 16)
Babam kapalı prostat ameliyatı oldu, ameliyat sonrası idrarını tutamıyor. Dış sonda dediğimiz kapalı bir ortamdan, bacağına bağlı bir idrar torbası ile duruyor. Görüş aldığımız kişiler her vakitte abdest alarak namaz kılabileceğini söylediler. Bu tavsiyeye uyuyor. Bu konudaki görüşünüzü almak istiyorum. Acaba bu dış sonda ve ona bağlı kapalı idrar torbası mest gibi kabul edilebilir mi? (Yani, torbanın ucu açılıp idrar dışarı boşaltılana kadar, tıpkı mesanesi gibi kabul edilebilir mi?)
Cevap-
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“… Hasta veya yolcu olur veya sizden biri ayakyolundan gelir ya da kadınlara temas etmiş olur da su bulamazsanız temiz toprağa teyemmüm edin; onunla yüzünüzü ve ellerinizi meshedin…” (Maide 5/6)
Bu ayet, abdesti bozan şeyleri anlatmaktadır. İnsanlar ayakyoluna, büyük veya küçük abdestlerini yapmak için giderler. Babanız da küçük abdest yerine o torbayı boşaltmak için oraya gider ve abdesti o zaman bozulur.
Yeni nişanlandım fakat yurt dışında yaşadığım için nişanlıma kolayca vize alırız diye resmi nikâh ve imam nikâhımızı yaptık. Belirlediğimiz mehir ve takıyı verdik ama düğün yapmadık. Yani kız ve erkek baba evinde. Her hangi bir yakınlaşma yok. Olaylar istediğimiz gibi olmadı ve ayrılmaya karar verdik. Sorum şudur ki, mehri ayrıldığım bayanda mı bırakmam gerekir yoksa bu bayana mehir düşmez mi?
Cevap
Bu konuda Allah Teala şöyle buyurmaktadır:
“Kadınları, mehirlerini belirledikten sonra, el sürmeden boşarsanız, belirlediğiniz mehrin yarısı gerekir. Ancak kadınlar veya nikâh düğümü elinde olan taraf (erkek) hakkından vazgeçerse, o başka. Sizin vazgeçmeniz, korunmak için daha uygundur. Aranızdaki üstünlüğü unutmayın. Allah yaptığınız her şeyi görür.” (Bakara, 2/237)
Bu ayete göre eşinize, mehrin yarısını vermeniz gerekir. Bu Allah’ın emridir. Ama yine ayete göre kız, bundan vazgeçip onları size iade de edebilir veya siz yarısını değil de belirlediğiniz mehrin tamamını ona verebilirsiniz. Ki bunu yapmanızın daha iyi olduğu ayette vurgulanmaktadır.
Arda ismi hakkında sormak istiyorum: Oğlumuz oldu bir kaç gün önce. Adını "Arda" koymayı düşünüyoruz ancak bu ismin pek de anlamlı olmadığını duyduk. Anlamı pek önemli değil de dinimiz açısından bir sıkıntı olur mu diye merak etmekteyiz. Malum çocuğumuzun üzerimizdeki hakkıdır güzel isim koymamız. Ne yapmamız gerekir?
Cevap
Arda ismi ile alakalı olarak Türk Dil Kurumu Kişi Adları Sözlüğü’nde “hükümdar veya kumandan asası”, “işaret olarak yere dikilen çubuk”, “sonra gelen”, “Meriç ırmağının Edirne yöresindeki önemli bir kolu”, “Uygur yazılarında geçen çok eski bir Türk adı” manaları verilmektedir. Bu anlamların hiçbirisi dinimize, örfümüze, kültürümüze aykırı değildir. Bu yüzden isim olarak kullanılmasında herhangi bir sakınca yoktur.
Ben pazarcılık yapıyorum. Çorap satıyorum. Bazı çoraplar ayağı sıkıyor, bazısı sıkmıyor. Müşteriye sattığım çorap olsun, diğer ürünler olsun özelliklerini satarken söylemeli miyim? Her müşteriye almış olduğu ürünün özelliğini söylemem mümkün değil. Bazen oluyor ki iş yoğunluğundan müşteriyle ilgilenemiyorum bile. Nerede kaldı ki özelliklerini sayayım!
Cevap
Mallarda belirli standartlar vardır. Standart dışı durumlarda müşterinin haberdar edilmesi asıldır. Bahsedilen durumda, müşteri malı görüp inceleyip beğeniyorsa ayrıca bir açıklamaya gerek yoktur. Fakat müşterinin sorması halinde gerekli açıklamanın yapılması lazımdır.
Soru Düşük veya ölü olarak doğan çocukla ilgili hükümler nelerdir? Bu cenazeler yıkanır mı, namazları kılınır mı?
Cevap Dört aydan önce düşük olması durumunda bebek yıkanmaz, namazı kılınmaz. Bir beze sarılır ve defnedilir. Bu konuda ihtilaf yoktur. Fakat dört ay ve sonrasında düşük olması durumunda iki farklı görüş vardır:
1. Eğer çocuk canlı doğmuşsa hem yıkanır hem de cenaze namazı kılınır. Bu konuda ittifak vardır. Fakat doğarken herhangi bir canlılık alameti görülmemişse Hanefiler, İmam Malik, el-Evzâî ve Hasan-ı Basrî’ye göre bu bebeğin cenazesi yıkanır ama namazı kılınmaz. Bu görüşte olanlar şu hadisi delil getirmişlerdir:
“Eğer çocuk doğduğu zaman ağlar (yani bir canlılık alameti gösterir) de sonra ölürse onun namazı kılınır ve ona varis olunur.” (Ebu Davud, Cenâiz, 44-45; Nesâî, Cenâiz, 26; Dârimî, Ferâiz, 47.)
Görüldüğü gibi hadiste bu çocuğun namazının kılınması için ağlaması / canlılık alameti göstermesi şart koşulmuştur. (Seyyid Sâbık, Fıkhu’s-Sünne, 12. Bs., Müessesetu’r-Risâle, Beyrut, 1996, cilt: 1, sayfa: 277)
2. Çocuğun ölü doğması ile canlı doğması arasında fark yoktur; her iki durumda da namazı kılınır. Ahmed b. Hanbel, Saîd b. Cübeyr, İbn Sîrîn ve İshâk b. Râheveyh bu görüştedirler. Onlar bu konuda anne karnındaki çocuğa dördüncü ayda ruh üflenmesini esas alırlar. Çünkü cenîn ruh üflendikten sonra artık tam bir insan haline gelir ve canlı olarak doğup sonra ölen bebek gibi bunun da cenaze namazı kılınır. Bu görüşte olanlar ayrıca yukarıdaki hadisin muzdarip[1] olduğunu ve kendisinden daha kuvvetli olan ruh üflenme hadisine muârız olduğunu dolayısıyla bunun delil olarak kabul edilemeyeceğini söylerler. (Bkz.: Seyyid Sâbık, Fıkhu’s-Sünne, c: 1, s: 277)
Bu son görüş, Kur’an’a uygundur. Çünkü çocuğun vücut yapısı tamamlanınca ona ruh üflendiği, o andan itibaren tam insan olduğu Kur’an’ın hükmüdür. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Yarattığı her şeyi güzel yaratan odur. İnsanı yaratmaya sulanmış topraktan (tîn) başlamıştır.
Sonra onun soyunu süzülmüş bir özden, dayanıksız bir sudan yaratmıştır.
Sonra onu düzenli bir şekle sokmuş ve içine ruhundan üflemiştir. Sizin için kulaklar, gözler ve gönüller var etmiştir. Ne kadar az şükrediyorsunuz!” (Secde 32/7-9)
Ayetler arası karşılaştırma yapıldığında ruhun 16. haftada üflendiği ortaya çıkmaktadır. Allah Teala şöyle buyurmaktadır:
“Biz insana, ana babasına karşı tavsiyede bulunduk. Anası onu zar zor taşıdı, sütten kesimi de iki sene içinde oldu.” (Lokman 31/14)
“Biz insana, ana babasına karşı iyilikte bulunmasını tavsiye ettik. Anası onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu, taşıması ve sütten kesimi otuz ay sürer.” (Ahkâf 46/15)
Süt emzirme süresi 24 ay, ananın cenini bir insan olarak taşıdığı süreyle birlikte bu süre 30 ay olduğu için burada sözü edilen sürenin 6 ay olduğu ortaya çıkar.
Toplam hamilelik 40 haftadan biraz fazla yani 282 gün kabul edilir. Altı ay, kameri ay olacağı için yarısının 29 gün çektiğini düşünürsek toplam 177 gün eder. Bunu 282’den çıkarınca geriye 105 gün kalır. Onu da 7’ye bölersek toplam 15 hafta eder. Bundan sonra 16. hafta gelir. İşte altı aylık sürenin başlangıcı olan 16. hafta çocuğa ruhun üflendiği haftadır.
Kur’an bu haftadan itibaren cenine insan adı vermektedir. Dolayısıyla ikinci görüşte belirtildiği gibi bu aydan sonra çocuk ölü olarak da doğsa diğer insanlar gibi cenazesinin yıkanması ve namazının kılınması gerekir. ——————————————————————————– [1] Birbirine metin veya sened itibariyla bir ya da daha fazla ravi tarafından, aralarını cem ve telif etme imkanı olmayacak şekilde farklı biçimde rivayet edilen hadis. Devamını oku >>
Sitenize ilk defa girdim. Abdülaziz Beyin bir kitabı vesilesiyle sitenize girme gereği duydum. Sitenizde "fetvalar" adlı bir bölüm dikkatimi çekti ve biraz baktım. Bazı konular hakkında fetvalar vermişsiniz. Fetvalar yerine tavsiyeler yazsaydınız daha iyi olmaz mıydı? Fetva verebilmek için bir heyet olması lazım değil mi? Heyetiniz var ise bu yetkiyi hangi mercii size verdi. Biz bir İslam devletinde (yönetim olarak) yaşamıyoruz. Fetva verebilmek için İslam’ın (özgürlüğün) hüküm sürdüğü bir belde olması gerekmez mi? Sorunum sadece kullanılan terimle ilgili. Beni aydınlatırsanız sevinirim.
Cevap
Fetva, dini veya hukuki bir konuda görüş bildirmek demektir. Bunun için bir İslam devletine gerek yoktur. Fetva verenler (müftîler) birer hocadır, görüşlerini bildirirler. Görüşlerini tutarlı ve mantıklı bulanlar buna göre amel eder; tutarsız bulanlar da başka bir müftîye sorar, onun fetvasıyla amel ederler.
Bakara 256. ayeti açıklar mısınız? Müslüman olan birini İslami emirleri yapmaya zorlamayacak mıyız? Ben eşimi ve çocuklarımı müslümanım diyecekler ve başını ve belden aşağısını açıp gezecekler, ben onları İslam oldukları için kapanın demeyecek miyim? Hocam ben "çocuklarınıza 7 yaşına geldiklerinde namazı emredin, 12 yaşına geldiğinde kılmazlarsa hafif dövün" diye bir hadis biliyorum. Zorlama yoksa bu hadisi bana açıklar mısınız?
Cevap
Dinin özü imandır. İmanın temeli de kalp ile tasdiktir. Kalp insanın iç dünyasındadır. İnsan burada alabildiğine hürdür. Hiçbir inanç, insana zorla kabul ettirilemez. En baskıcı rejimler dahi bunu başaramazlar. Bakara 256. ayet bunu bildirmektedir.
“Dinde zorlama olmaz; artık doğru ile eğri birbirinden iyice ayrılmıştır. Bundan böyle kim zorbaları tanımaz da Allah’a inanırsa kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa yapışmış olur. Allah işitendir, bilendir.” (Bakara 2/256)
İnsanlar ibadete de zorlanamaz. Çünkü ibadet için niyet gerekir. Niyet, bir şeye içten karar vermektir. “Ameller niyetlere göredir.” Bir ibadetin ne maksatla yapıldığını, tam olarak bir o ibadeti yapan bir de Allah bilir. Niyetsiz ibadet yapılamadığından zorla ibadet olmaz. Birisine zorla namaz kıldırılabilir ama niyet etmezse namaz kılmamış, boşuna yatmış kalkmış olur. Bu da bir şeye yaramaz.
Bu sebeple kimse, müslüman olmaya veya müslüman gibi davranmaya zorlanamaz.
İslamı anlatmak ve evlatlarımıza İslam’ı öğretmek, onları buna zorlamak değildir. Çıplak gezmek, inanç dışında fesada da sebep olduğundan ona engel olmaya çalışmak dini baskı sayılmaz.
Her fırsatta insanlara ve özellikle yakınlarımıza dini anlatmaya devam etmeliyiz.
Allah Teala şöyle buyurmuştur: “Ailene namazı emret, kendin de namaza devam et. Biz senden rızık istemeyiz, sana rızık veren Biziz. Sonuç korunanların lehine olur.” (Taha 20/132)
“Cenab-ı Hak sevdiği yöneticilerin yanına açık sözlü danışmanlar nasip eder, sevmediklerine de dalkavuklar musallat eder.” şeklinde dolaşan ve birçok insanın hadis-i şerif diye bildiği bu metin, hadis midir? Bu konuda bilgi verebilir misiniz?
Cevap
Belirttiğiniz anlama gelen bir rivayet, kaynaklarda aşağıdaki metinle geçmektedir:
Aişe validemiz, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Allah bir başkan/yönetici hakkında hayır dilediği zaman ona doğru (konuşan ve doğru iş yapan) bir yardımcı verir. Eğer o (başkan yapılması gereken bir işi) unutursa (bu yardımcı, unutulan işi) ona hatırlatır. Eğer başkan bu işi kendisi hatırlarsa (o zaman da bu yardımcı o işin yapılması hususunda) başkana yardımcı olur.
Eğer Allah onun hakkında başka bir şey dilemişse ona kötü (huylu) bir yardımcı verir. Eğer (yapılması gereken bir işi) unutursa (vezir bu işi) ona hatırlatmaz. Eğer (başkan bu işi kendiliğinden) hatırlarsa (o zaman da bu yardımcı o işin yapılmasında) ona yardımcı olmaz.” (Ebu Davud, Harac, 4; Nesaî, Bey’at, 33; Ahmed b. Hanbel, 6/70)
Zilhicce ayı girdiğinde kurban kesecek kişilerin vücudundan herhangi kıl almaları, tırnak kesmelerini peygamberimiz bir hadisinde yasaklamıştır. Acaba böyle mi yapmamız gerekir? Yoksa bu hadisi nesh eden başka bir hadis söylemiş midir efendimiz?
Cevap
Konuyla ilgili hadis şöyledir:
Ümmü Seleme radıyallahu anha, Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Kimin kesecek bir kurbanı varsa, Zilhiccenin hilali yenilenince kurbanını kesinceye kadar saçından ve tırnaklarından bir şey almasın.” (Müslim, Edâhî 39-42 (1977); Ebu Davud, Dahâyâ, 2-3; İbn Mâce, Edâhî 11)
“Hadisin zahirine göre, kurban bayramında kurban kesmek isteyen bir kimsenin, Zilhiccenin onuncu gününden itibaren, kurbanını kesmesine kadar geçen süre içerisinde, saçlarını, sakallarını veya vücudundaki kıllarını kesip kısaltması ya da tıraş etmesi ve tırnaklarını kesmesi yasaklanmıştır. (…)
Fıkıh âlimlerinin bu husustaki görüşlerini şu şekilde özetlemek mümkündür:
1. İmam Ahmed’le İshak, Said b. el-Müseyyeb, Dâvûd Zahirî ve Şafiîlerden bazılarına göre; kurban sahibinin kurbanlığı bayram gününün kuşluğunda, kesmesine kadar, vücudundaki kıl ve tırnaklardan bir şey alması haramdır. Delilleri; mevzuumuzu teşkil eden hadis-i şeriftir.
2. Hanefilere göre; kurban sahibinin sözü geçen süre içerisinde vücudundaki, kıllarını veya tırnaklarını kesmesi tenzîhen mekruhtur. İmam Şafiî’nin meşhur olan görüşü de bu olduğu gibi bu görüş İmam Mâlik’ten de rivayet olunmuştur.
Bu görüşte olan âlimlere göre; konumuzla alakalı hadis-i şerifteki kılları ve tırnakları kesmekle ilgili yasak, tahrim için değil, tenzih içindir. Bu yasağın hükmünü haramlıktan çıkarıp tenzihen mekruhluğa çeviren delil ise; başka bir hadistir. Sözü geçen hadis-i şerifte Fahr-i kâinat Efendimizin Medine’den Mekke’ye kurbanlık gönderdiği, kendisinin Medine’de kaldığı ve kurbanlığı daha Mekke’ye ulaşıp kesilmeden önce kendisinin ihramlılar için geçerli olan yasaklara uymadığı ifade edilmektedir. Bu sebeple, Hattâbî de, sözü geçen hadisin konumuzu ilgilendiren hadisteki yasağın haramlık ifade etmeyip, tenzihen mekruhluk ifade ettiğine delil olduğunu söylemiştir. Ayrıca bu görüşte olan âlimlere göre; “kurban sahibinin kurbanı kesmeden önce, elbisesini giyip güzel kokular sürünmesinin caiz olduğunda, tüm âlimlerin ittifak etmiş olmaları da, tırnakların ve saçların kesilmesiyle ilgili sözü geçen yasağın kerahet-i tenzihiyye ile ilgili olduğuna delâlet eden hususlardandır.” (Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Necati Yeniel, Hüseyin Kayapınar, Necat Akdeniz, Şamil Yayınevi, İstanbul, 1990, c: 10, s: 467-468.)
Ramazan orucuna iftar vaktinden ertesi gün kaba kuşluk vaktine kadar yani öğle namazına yaklaşık 5-10 dakika kalıncaya kadar niyet edilebilir. Bu müddet içerisinde içten Allah rızası için oruç tutmaya karar verilince niyet edilmiş olur. Sahura kalkmak da niyet sayılır.
Ben akvaryum balığı beslemeyi ve üretimiyle ilgilenmeyi çok seviyorum. Bunun ticaretini yapmanın dinimizdeki yeri nedir? Caiz midir, değil midir?
Cevap
İslam fıkhında meşhur olan bir kurala göre “eşyâda aslolan ibâhadır.” Yani bir şeyin haram olduğuna dair kesin bir delil (ayet veya hadis) bulunmadıkça onun helal olduğuna hükmedilir. Akvaryum balığı beslemek, üretmek ve ticaretini yapmak konusunda yasaklayıcı herhangi bir delil bulunmadığı için bunları yapmakta bir sakınca yoktur.